Zümrüt SÖNMEZ
Konvoy Günlüğüm: Adım Adım Gazze'ye, Evimize

Konvoy Günlüğüm: Adım Adım Gazze'ye, Evimize

3 yıldır İsrail ambargosu altında hayatta kalmaya çalışan Gazze için çıktığımız çetin yolculuğu anlatmak kolay değil. Sözün bittiği yer olan o topraklar üzerine edilecek her kelam taşıması zor bir yükü bırakıyor söz sahibinin sırtına. Ama apaçık bir hakikatin kandilini ateşleyip, tertemiz bir ameli “Sadaka-i cariye” kılmak da ancak konuşmak ve yazmakla mümkün oluyor.

 

Hepimiz biliyoruz ki, dünyanın her köşesinden, çeşit çeşit ırk ve dinden yüzlerce katılımcının çıktığı bu seyr-u sefer, bundan sonra Gazze ya da başka bir mazlum ülke için yapılacak benzer girişimlere de örnek olacak.

 

Bilindiği gibi Gazze’ye yola çıkan ilk yardım konvoyu değildi bu. İlk olarak Mart 2009’da İngiltere’den, ardından Temmuz’da Amerika’dan ve son olarak geçtiğimiz Aralık ayında İngiltere ve Türkiye’den yola çıkan konvoylar sadece yardım taşımadı. Onlar ambargoyu delmeye yönelik sivil bir direnişi de simgeleyerek, aslında Gazze’ye özgürlük taşıdılar.

 

Uygulanan boykot o kadar ağır ve şiddetli ki, Gazzeliler’in sıradan günlük yaşamları için bile bir ölüm kalım savaşı denebilir. Bu yüzden Viva Palestina (Yaşasın Filistin) adıyla geçen yılki Gazze savaşının hemen sonrasında birbiri ardına yollara dökülen konvoylar Gazzeliler tarafından “Şereyanü’l-Heya” yani “Hayat Damarı” olarak isimlendiriliyor.

 

İsrail tarafından inşaatı neredeyse bitmek üzere olan çelik duvarla bir çeşit açık hava hapishanesine dönüştürülmeye çalışılan, böylece tamamen yok edilmek istenen Gazze, dışarıdan içeriye giren iki somun ekmekle bile umutlanıyor. Çünkü böylece en azından üzerlerine kilitlenen kapılar çalınmış oluyor, hiç değilse o ekmekle birlikte bin bir güçlükle aralanan kapıdan içeriye bir parça nefes giriyor.

 

Tutsak Ariş’ten Özgür Gazze’ye

 

16 Aralık akşamı Taksim’de yapılan coşkulu bir basın açıklamasının ardından Feshane’den araçlarla yola çıktık. O geceyi Adapazarı’nda geçirdik. 17 Aralık sabahı ise önce Ankara’ya ardından da Konya’ya varmak üzere hareket ettik. Her şehrin girişinde şehir halkının coşkulu karşılamaları bekliyordu bizi. Daha ilk günden, tekbir seslerinin, sloganların, marşların ve konvoyun selameti için edilen duaların kulağımızdan eksik olmayacağı belliydi. Bir gün sonra Adana ve ardından Gaziantep’te de aynı sahneler yaşandı. Her şehirden biraz daha büyüyerek, Gazze için yüklendiğimiz heybelere yenilerini ekleyerek, yani çoğalarak ayrılıyorduk.

Kilis’ten Suriye’ye geçtiğimiz gün yolculuğun bundan sonrasının çok daha farklı olacağını hissetmiştik. İlk olarak Suriye’de ardından Ürdün’de, planlanan takvime uygun olarak 2 şer gün konakladık. Amman’dan Akabe’ye gidecek, oradan gemilerle Mısır’a geçecektik. Akabe; Mısır, İsrail ve Ürdün’ün aynı üçgen içerisinde görülebildiği kritik bir noktada duruyor. Timeturk sitesi yazarı, Ortadoğu araştırmacısı Turan Kışlakçı’nın da dediği gibi; “O Akabe ki Mısır ile arasındaki Tûr-u Sînîn dağında Hz. Musa (as)’nın Allah (cc) ile konuşmasına tanıklık etti.(…) Kadim Medyen ve Eyke kavimlerinin diyarı olan Akabe, yine bağrında tuttuğu eski İslam şehri Ayla’dan 1170 yılında Selahhadin Eyyubi’nin fetih (Kudüs'ün fethi) için yola çıkışına şahitlik etti.”

Aynı zamanda turistik bir liman şehri olan Akabe, sıcak havası ve samimi halkıyla bizi bir yandan dinlendiriyor diğer yandan da tedirginliğimize ortak oluyordu. Ama buradaki bekleyişimiz uzadıkça, umudumuzu da onarmak icap ediyordu. Çünkü sadece 3-4 km ileride bulunan “işgal edilmiş Filistin toprakları” göz kırptıkça bize, uzaklaşıyordu Gazze…

 

Aslında sadece 1 günlük mesafe vardı onunla aramızda. Biz 27 Aralık gününü, Gazze savaşının yıldönümünü orada, şehitlerin, mücahitlerin ve Yakup peygamberin “sabr-ı cemil”ini bir nişan gibi taşıyan şerefli kardeşlerimizin direniş toprağında geçirecektik. Ama günlerce süren sivil, diplomatik görüşmeler sonuçsuz kalmış ve Mısır hükümetinin hiç utanmadan “İsrail kızmaya başladı” diyerek önümüze yığdığı barikatlar kalkmamıştı. Böylece Akabe’de 6 gün kaldık. Bu 6 günün ardından yapılan yeni plana göre Suriye’ye gidecektik. Lazkiye’den kalkacak bir gemiyle araçlarımız Mısır’daki el-Ariş limanına ulaşacak, ardından da biz uçaklarla aynı limana varacaktık. Refah kapısı ise el-Ariş’ten sadece 40 dk’lık bir mesafe uzaklıktaydı.

 

***

 

Lazkiye’deki kamp alanımız Filistinli muhacirlerin çadır kentiydi. Şimdi bacalarını yükseltmiş, çoğalmış ve yerleşmişler buraya. Suriye ve Ürdün’ün hemen hemen her yerinde Filistinlilere rastlamak mümkün ama Lazkiye’nin özelliği Filistinli muhacirlerin toplu olarak göç edip yerleştikleri bir şehir olması. Burada Filistinli muhacir kardeşlerimizle bir arada 5 gün kaldık. Önce araçlarımız gemiyle 20 saatlik bir yolcuğun ardından Ariş’e ulaştı. Birkaç gün sonra da bizler uçaklarla Ariş havaalanına doğru yola çıktık.

 

Araçlarla birlikte giden 14 arkadaşımıza limanda olmadık muamelelerde bulunan Mısırlı yetkililer bizlere de hava alanında türlü zorluklar çıkardılar. 4 uçak seferiyle toplam 500 konvoy katılımcısı Lazkiye’den 1 saatlik mesafede olan Ariş’e iki günde zar-zor ulaşabildi.

 

Benim de içinde olduğum ilk grup 11 saat hava limanında tutuldu. Pasaportlarımıza giriş-çıkış mührü vurularak geldiğimiz gibi gitmemiz istendi. O gece Ariş, tarihinde görülmedik bir karşı duruşa sahne oldu. Yapılan protestolar ve aktivistlerin sergilediği dik duruş neticesinde pasaportlarımızın çıkış mührü iptal edildi ve nihayet limandan çıkabildik. Ertesi gün de erkenden el-Ariş limanına, araçlarımızın yanına gittik.

 

***

 

Hemen araçlarımıza binip Refah’a doğru yola çıkacağımızı sanıyorduk. Ancak Mısır Hükümeti konvoydaki 43 araca el koyma kararı almıştı. Bu araçların çoğu Mart ayında yola çıkan Viva Palestina- Amerika isimli ikinci konvoyun araçlarıydı. O zaman da Gazze’ye sokulmayan, aylarca Mısır’da bekletilen araçlar bin bir çeşit zorlukla önce Türkiye’ye getirtilmiş ardından Lazkiye’de 3. konvoya katılmıştı.

 

Biz tüm araçları Gazze’ye götürmek de ısrarlıydık. Çünkü Gazzeli kardeşlerimiz yola çıktığımızdan beri bizimle uyuyup, bizimle uyanıyor, dört gözle şehre gireceğimiz anı bekliyorlardı.

 

Çünkü bizler Gazzeli kardeşlerimize “geleceğiz” demiştik. İçleri çeşit çeşit ihtiyaç malzemesi ile dolu 200 kadar irili ufaklı aracı, her ne olursa olsun onlara teslim edeceğimize söz vermiştik.

 

***

 

Limanda yine saatlerce süren görüşmeler başladı. Yerli ve yabancı konvoy yetkilileri ve Türk milletvekilleri ile Mısırlı yetkililer arasında uzun toplantılar yapıldı. Dışarıda ise 25 gündür Gazze’ye girmek için birçok sıkıntıya göğüs geren katılımcılar dualar, sloganlar ve tekbirlerle, yapılan yanlışı protesto ediyor, Müslüman olduğunu unutup kendini İsrail ve Amerika’ya teslim etmiş Mısır Hükümetini kınıyordu.

 

Çok geçmeden karşımıza çevik kuvvet ordusu, arkalarında da taşlar ve sopalarla hazır olan yüzlerce sivil polis yığıldı. Mısırlı polisler, dualar, sloganlar ve marşlardan başka silahı olamayan bir grup yardım gönüllüsüne taş yağmuruyla cevap verdiler. O gece el-Ariş limanı adeta kana bulandı. O gece Mısır, üzerinde yaşamış peygamberlerin hatıralarına, kimliğinde yazan Müslüman ibaresine rağmen adını tarihin utanç hanesine yazdırdı. 5 Ocak gecesi dünyanın kalk borusu oldu. Tüm dünya bir bir düşen maskelerin altından görünen yüzlerin çirkinliğinden utandı.

 

O gece yarım saat kadar süren saldırının, yağmur gibi yağan taşların, sopaların, gaz bombalarının, plastik mermilerin bakiyesi onlarca yara ve kandı. Sabaha kadar birinden diğerine koştuğumuz 70 kadar yaralının yanı sıra gruptan 7 kişi de olaylar sebebiyle gözaltına alınmıştı. Ertesi gün öğlen saatlerinde dönen arkadaşlarımızın gözaltında maruz kaldığı muamele vücutlarındaki izlerden belli oluyordu. 

 

Sabaha karşı sağlanan mutabakatla Lübnan ve Suriye’de bulunan Filistin mülteci kamplarına ulaştırılmalarına karar verildi. O gün akşam uzun prosedür uygulamalarının ardından güçlükle “Kanlı Ariş” limanından ayrıldık ve Refah sınır kapısına doğru yola çıktık. Refah kapısından Gazze’ye geçiş anı ömrüm boyunca hafızamın en canlı hatırası olarak kalacak. Arabadan inip usul usul adımlayarak geçtim “Filistin’e Hoş Geldiniz” yazılı levhanın altından. O kanlı gecenin kararttığı yüzler geride kalmıştı. Kardeş toprağındaydık artık. Biz Ariş’te, Gazzeli kardeşlerimizse Refah kapısında kan dökmüşlerdi bir önceki gece. Şifa hastanesinde yatan 3 kişi ağır şekilde yaralanmış bu insanlık yolunun ibretlik sonuna en acı şerhi koymuşlardı.

 

***

 

Ve Gazze… Uğrunda yıllardır neden savaşıldığını daha iyi anlıyorum şimdi. İşgale, boykota, üzerinden eksik olmayan savaş uçaklarına, devamlı işittiğin bombardımana rağmen bu kadar diri ve umut dolu oluşunu da anlıyorum insanlarının yüzlerinden.

 

Gazze… Ortadoğu’nun en özgür şehri. İsrail, ABD ya da bir başka ölümlü güce asla esir olmayan, Allah’a tam teslimiyetle muzaffer şehir. Serin serin gülümseyen, hoş kokulu bilge şehir…

 

Biz şimdi burada, kilometrelerce uzakta ama seninleyiz. Gazze’yi görmek, Gazze’ye giden çetin yolları bir kez de olsa kat etmiş olmak yakınlaştırıyor bizi. Senin için kan ya da can, mal ya da mülk yitirmiş olmak diri tutuyor akrabalığımızı.

 

Gazze, sen birleştiriyorsun hepimizi…



zumrut.sonmez@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
irfan incik tarafından 2010-02-11 10:18:09 tarihinde yazılmış
gazze yol arkadaşı
gazzeyi unutmamak ve unutturmamak için bi soraki gemi yolculuğuna kadar kalemler durmasın.biz gazze gazze biziz. allah kolaylık versin .malatya gazze gönüllüleri adına allaha emanet....
Ayın En Çok Okunanları