Yukarıdaki sorular sürekli sorulur ve bu sorulara da herkes tarafından "göreceli" cevaplar verilir. Genel kanı da, dünyanın "derin güçler" tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği yönündedir. Bakın dünyaca ünlü ABD'li iletişimci ve halkla ilişkilerin babası olarak bilinen Edward L. Bernays, kitlelerin yönlendirildiğini ve yönetildiğini 1928 yılında kaleme aldığı "Propaganda" isimli eserinde nasıl ifade etmektedir:
"Kitlelerin organize olmuş alışkanlıklarının, fikirlerinin bilinçli ve akıllıca manipülasyonu demokratik toplumun önemli bir öğesidir. Toplumun bu görünmeyen mekanizmasını manipüle edenler ülkemizin gerçek yönetsel gücü olan görünmez bir hükümeti oluştururlar. Bizler yönetiliriz, zihinlerimiz şekillendirilir, zevklerimiz biçimlendirilir, fikirler kendilerinden hiç haberdar olmadığımız adamlar tarafından yoğun olarak empoze edilir... Yaşamlarımızdaki hemen hemen her eylemde, ister sosyal tavrımızda ya da etik düşünce biçimimizde, ister politik isterse iş sahasında olsun kitlelerin zihinsel sürecini ve sosyal kalıplarını anlayan görece olarak az sayıda insan tarafından yönetiliriz. Kamu zihnini kontrol eden hatları çekenler işte bu kişilerdir.
Bu cümlelerin sahibi kitleleri yönlendirme, insan zihnini manipüle etme konusunda oldukça mahirdir. Döneminde zaman zaman ABD başkanlarına danışmanlık yapmış zaman zaman da başkanlara kafa tutmuştur. Yani kitleler üzerinde nasıl manipülasyon yapıldığını ondan daha iyi bilen azdır. Hal böyle olunca, yukarıdaki cümlelerin onun kaleminden çıkması daha bir anlam kazanıyor. Bu noktada Edward Bernays'ın "hatları çekenler" diye tabir ettiği kişilere dikkat çekmek istiyorum.
Evet, bugün Türkiye'de ve dünyada hatları çekenler var. Kitleler bugün eskisinden daha çok bu hatları çekenler tarafından yönetiliyor. Çünkü artık kitle medyası büyük sermayenin elinde, büyük sermaye kim ile ittifak kurarsa ve kimi desteklerse kitleler de o yönde evriliyor. Evriliyor diyorum çünkü kitlelerin sadece 'ne düşüneceğine değil nasıl düşüneceğine' de bu kesimler karar veriyor.
Eskiden sadece gazeteler vardı ve birazcık gazetecilik yeteneği olan kişiler gazete çıkarıp, medya camiasına dâhil oluyordu. Ama bugün hem gazete çıkarmak hem de medya camiasına dâhil olmak o kadar kolay değil. Bu gerçeği bilen sermaye de medyaya yatırım yaparak gücü eline geçirmiş durumda.
Kitleleri kendi istekleri ve amaçları doğrultusunda yönlendirmek için de, rıza ve ikna kavramları kullanıyor. Yani kitlelerin zihinlerine belli fikirler, kültürler ve ideolojiler, onları yönlendirecek şekilde ekiliyor. Zamanla kitlelerin zihninde beslenen bu fikirler o kitleleri yönlendiren unsurlar haline geliyor. Gerbner bu durumu, "Ekme/yetiştirme kuramı" adıyla bilim dünyasında kavramlaştırmıştır.
İspanya diktatörü Franko'ya ait olduğu söylenen "
Türkiye'de de hatları çekenler, kamuyu yıllardır yönlendiriyor ve halkı kendi gerçek gündemi ile baş başa bırakmamak için her türlü yola başvuruyor. Halkın istekleri görmezden gelinmekte, oluşturulan gündemlerle kitleler sürekli oyalanmaktadır. Bugün Türkiye'de halkın çoğunluğunun rızasına rağmen bir türlü gerçekleşmeyen bazı şeyler var.
Mesela yıllardır çok sayıda iktidar gelmesine rağmen neden "Sivil bir Anayasa" yapılamamıştır. İktidarlar neden hep korkmuşlardır ve muktedir olamamışlardır. En son 2007 seçimlerinde cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alan (% 47) AK Parti iktidarı da maalesef en büyük vaatlerinden biri olmasına ve kitlelerin kendisine destek vermesine rağmen 'sivil Anayasa'yı hayata geçirememiş ve bu konuda sınıfta kalmıştır. Acaba AK Parti de bu hatları çekenlere mi takılmıştır? Eğer yüzde 47 oy alan bir parti bu hatları çekenlere takıldıysa halkın istekleri iktidara nasıl yansıyacak?
Bu noktada Türkiye siyasetini yönlendirenler, ne düşünmektedir? Hatları milletin çekmediği bir demokratik yönetim olur mu? Ya da bunun adına demokrasi denir mi? Gerçek demokrasinin hâkim olması için neler yapılması gerekir?
Henüz Yorum Yapılmamış