Zümrüt SÖNMEZ
Ortak Acılardan

Ortak Acılardan "Ortak Dil"e

Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık.

Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten

en çok sakınanınızdır.

Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.

(Hucurat 13)

 

Filistin’e Yol Açık konvoyuyla 26 gün yollardaydım. Gazze’ye ulaşana kadar Ortadoğu’nun önemli noktalarında durduk, Şam ve Amman’ın içinden geçip, insanlarının dünyasına dokunduk.

Onlarca millet ve dinden konvoy katılan, Suriye ve Ürdün’de konvoyu karşılayan, ağırlayan, dualarla uğurlayan binlerce insan, Mısır’da ceketinin altından saklanarak zafer işareti yapan polis ve Gazzeliler… Hepimizi bir paydada eşitleyen, onca farklı tabiatı aynı halka içinde çevreleyen ortak acıydı Filistin…

Filistin’in tarihi, siyasi, stratejik önemi ya da Mescid-i Aksa’nın bütün dinlerin kutsalı olması bir yana ilk önce zalim-mazlum savaşında vicdanlarımızın durduğu yerden akrabaydık birbirimize. Yani tüm insanlığı bir araya getiren asli unsur ortak acıydı. Çünkü bir acının etrafında toplanan insanlar ortak bir dil geliştirebilirler. Bu dil onları eşitleyen ortak vicdandan neşet etmiş tüm dillerin üzerinde yepyeni bir dildir.

Üstelik bu dili oluşturmuş insanlar, ne kadar farklı olurlarsa olsunlar anlaşabildikleri, birlikte yaşayabildikleri ve ortak hareket geliştirebildikleri gibi bu hareketi sürekli de kılabilirler. Dil oluşturmanın bizatihi kendisi sürekliliği beraberinde getirir. Çünkü olağanüstü zamanlarda bir ağızdan atılan sloganların daha üzerinde bir iletişim alanıdır “dil”. Ortak bir anlam dünyasını paylaşmanın, aynı dili konuşan geniş bir aile olmanın sorumluluğu kelimelerle birlikte omuzlara yüklenir.

Peki, bu dili oluşturmak bu kadar zor mu? En son Filistin’e Yol Açık konvoyu gibi özel bir organizasyonla somutlaşmış olsa da bir zaman sonra nostalji olmaya mahkum mu?

Birlikte dertleneceğimiz onlarca acı varken yeryüzünde, neden çoğu zaman birbirini var gücüyle iten atom parçacıklarıyız?


Dinler-arası diyalog, ırklar-arası açılım ve duvarlar!


Dünyayı küçük bir köy gibi avuçlarımıza sığdıran teknoloji, iletişim araçları, küreselleşme ve tüm bunlarla birlikte önümüze konan yapay birleştirme, yakınlaştırma politikaları bizi acılarımızdan uzaklaştırıyor. Yukarıdaki soruları karşılayan “çünkü”lerden biri bu. Kazıyı biraz daha derinleştirmek için Guardian gazetesi yazarı George Monbiot’nun kaleme aldığı “İnsanlığın Yeniden Tanımı”na bir göz atalım:

“İnsanlık artık muhafazakârlar ve liberaller veya gericiler ve ilericiler olarak ayrılmıyor. Bugün mücadelenin hatları yayılmacılar ve sınırlayıcılar arasında çiziliyor; engelleyici hiç bir şeyin olmaması gerektiğine inananlar ve sınırlar içinde yaşamak zorunda olduğumuza inananlar.”

Bu tanıma göre yeni dünya insanları birbirinden farklı görmüyor. Yani “fark” sayılabilecek tüm unsurları yok sayıyor ve insanlığı sömürenler ve sömürülenler olarak sadece ikiye ayırıyor. Bu sistem sessiz ve derinden işlemeye devam ederken yerin üstü de bir takım projelerle düzleştirilmeye çalışılıyor. Biz bu yüzden birkaç yıl öncesine kadar “dinler arası diyalog”u konuşuyorduk, şimdi ırklar arası açılımı çekip uzatıyoruz. Yenidünya düzeni için birbirinin artçısı bu iki projenin de amacı ayrı grup ya da ırkları yakınlaştırmaktı. Dinler arası diyalog projesi hoşgörü anahtar kavramı üzerine inşa edilmişti. Açılım projesi ise “demokrasi” harcını kullanıyor. 

Ama gelgelelim, gerek diyalog gerekse demokratik açılım yerkürenin üzerinde en ufak bir pürüz bırakmamak adına işliyor ve tam kıvamında bir küresel köy yaratma damarından besleniyor. Aynı anadan emmiş bu iki projeye göre bir araya gelmemiz ise ancak karnımızı içeriye çekmemizle mümkün. 

Hal böyle olunca -tüm dünyada olduğu gibi- toplum olarak biz de iletişimimizi bir perdenin altından yürütüyoruz. Bu perde sivri yanlarımızı törpüledikçe, çığlıkları kısıklaştırdıkça, kesiştiğimize, örtüştüğümüze inanıyoruz. Ne yazık ki kavga etmiyoruz ama anlaş(a)mıyoruz da. Hoşgörü adı altında yaptığımız; duygusallıkta, nostaljide buluşup, sorgulamamak, oturup adamakıllı konuşmamak. Böylece anlaşmak, kendince haklı olmakla huzurlu, tüm yanlışlarımızın hak ettiği meşrulukla makbul sayılmak.

Yukarıdaki tespitler ilk tahlilde salt paranoya gibi görünüyor olabilir. Bu durumda şu soru yerinde olacaktır: Madem farklı değiliz ve birkaç politik projeyle birbirimize yaklaşabilir hatta bütünleşebiliriz, o halde neden dünya duvarlarla dolu?

Tarihin sahne olduğu tüm soykırımlar bir duvarla mücessem kılınmış. Bugün dünya hala üzerinde kanlı bir gömlek gibi taşıyor onları.
9 Kasım 1989’da Berlin Duvarının yıkılışı yukarıda tarifini verdiğim yeni dünyanın müjdeleyicisi olarak kalmış sadece. Benzer duvarlar hala inatla dikiliyor insanlığın karşısına üstelik eskilerini aratacak yeni duvarlar da yükselmeye devam ediyor:

Kıbrıs’taki Lefkoşa duvarı, Belfast’ta Katolik ve Protestan mahalleyi ayıran 15 Km.lik duvar. İki Kore’yi ayıran 241 Km.lik duvar. Fas’ta AB’ye girişi önlemek için oluşturulan çelik duvar. ABD ve Meksika sınırı boyunca uzanan duvar. Hindistan’ın Keşmir’in de olan duvar. İsrail’in 2002 yılında Filistinlilere karşı örmeyi sürdürdüğü Berlin Duvarı’nın 4 katı ve yüksekliği 8 metre olan, bittiğinde 703 Km.yi bulacak olan duvar…


Duvarlara karşı


Bu duvarlar ayakta kalmaya devam ettikçe hiçbir diyalog ya da açılım “projesi” hakiki bir karşılık bulamayacak. Demokratik açılım sürecine kuşkuyla yaklaşmamız, -ben de dahil- hem Kürtlerin hem de Türklerin tedirginliklerinden bir türlü arınamamaları bundan kaynaklanıyor. Bir yandan temel paradigma farklılıkları görmezden gelip tüm insanlığı aynileştiriyor diğer yandan bu koca duvarlar ırk-din farklılıklarından sebep “düşmanlık”ları gözümüze sokuyor. Hal böyle olunca da ister diyalog olsun adı ister açılım, -iyi niyetli de olsa- yeni duvarlar örmekten öteye gidemiyor!

Bu duvarları yıkacak güç ne ağır iş makineleri ne de balyozlar… Acılarımız bizi diriltip bir araya getirdikçe, hepimize hakikati söyletecek o ortak “dil” büyüyüp serpilecek. Ancak o zaman cümlelerimiz ve ünlemlerimizle yıkabileceğiz bütün duvarları. Filistin bize en çok bunun için gerekli. Çünkü Filistin acısı tüm dünyada vicdan sahiplerini birleştiren ortak acıdır ve Gazze’nin etrafına örülen çelik duvar yıkılacak ilk duvardır.

 

* Bu yazı Tohum Dergisi 2010 Mart-Nisan sayısında yayımlanmıştır.



zumrut.sonmez@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
can tarafından 2010-03-05 00:43:50 tarihinde yazılmış
gazze filistin
ben bize kendimize acıyorum onlar şehitlik gibi bir mertebeye yükselmek ugruna canla savaşıyorlar evet bu adem ile şeytanın savaşı ya bizler ya bizlerin burda görevi ne yapmamız gerekeni yapıyormuyuz kendi adıma hayır :( zümrüt hanım bu konulara olan ilgi alakanız için ALLAH razı osun