İnsanın içini acıtan bir film Min Dit. Zulümlerle, faili meçhul ölümlerle geçen bir dönemin kapılarını aralıyor. Bildiğimiz, duyduğumuz o zulüm yıllarının kemiğe ete bürünmüş hali… Çok insani bir damardan, bir aile üzerinden, bir insanlığın nasıl yitirildiğini sarsıcı bir şekilde anlatıyor. Şiddetin ortasında kalan bir nesli anlatıyor. Bugün ülkenin neredeyse bütün şehirlerine düşen ateş, o yıllardan kalma.
Filmin senaristi Taraf Gazetesi yazarı Evrim Alataş, kansere yenik düşmeden önce yazdığı son yazıda, ‘Bu film bizi yansıtmıyor” tepkilerinden duyduğu üzüntüyü şöyle dile getirmişti:
“Filmde anne babası JİTEM tarafından öldürülen ve yalnız kalan, sokaklara düşüp kendi intikamını alan, şiddet ortamında şekillenip, en nihayetinde yolu İstanbul’daki hırsızlık çeteleriyle buluşan iki çocuk... Demem o ki çözülmüş bir “mutlu son” yok. Kimseler gelip o çocukları “Gel yavrum, senin annenle baban birer militandı, artık benim şefkatli kollarıma emanetsin” demiyor. Ama biz ne yapalım, gerçek bir hayat hikâyesinden esinlendiğimizi kimseye anlatamıyoruz. “Böyle politik bir şehirde nasıl olur da iki çocuk sahipsiz kalır, bu film bizi yansıtmıyor”
Tam da o politik şehir sürecinde sahipsiz kaldı çocuklar aslında. Sahipsiz kalmasalar, bu travma nesilden nesile aktarılır mıydı? Öyle bir politiklik ki, doğruyla yanlışın birbirine karıştığı ve bütün renklerin yok olduğu bir bilinç düzeyi!
Bu bilinç düzeyinde, AKP’ye ders vermek adına, anayasa değişikliğine karşı çıkılır. Bejan Matur, cemaatçidir, Diyarbakır’da vakıf kurması, etkinlik yapması istenmez. Valiliklerin yaptığı yardımların gittiği dernekler hedef gösterilir.
O bilinç düzeyinde “bu işin başka bir rengi var diyen’ herkes ötekidir, satılmıştır, şeriatçidir, aydınlanmamıştır. Diyarbakır’ı bilmiyordur.
O bilinç düzeyinde, mağduriyet zulmü hak kılar. Mazlumun zalimleşmesi meşrü müdafadır yani kaçınılmazdır. Leyla İpekçi’nin ‘görkemli mağduriyet” başlıklı yazısında çok güzel bir şekilde tasvir ettiği, tam bir derdimi seviyorum halidir.
Görmemiz gereken bu bilinç düzeyinin insanlığımızı artık hapseder duruma geldiği. Bütün renklerimizi silip, siyaha mahkum ettiği. O siyahlıkta görülecek tek rengin yine beyaz torosların rengi olacağı.
Karakol baskınlarını meşru görmeye çalışanlara, operasyonları tek taraflı durdurun çağrısında bulunanlara, çatışmaların yoğunluğunun artırılması açıklamalarına ellerini ovuşturanlara; kısacası çözümü şiddetten umanlara Min Dit dememizin vaktidir.
Henüz Yorum Yapılmamış