Zümrüt SÖNMEZ
Ramazan ve İntizar

Ramazan ve İntizar

Çocukken Ramazan ayını yılda bir misafirliğe gelen ve pek hürmet edilen uzak bir akraba sanırdım. Bu ak saçlı, ak sakallı amcayı bir ay boyunca bekler, gelmedi diye içerlerdim. Evdekiler de bozuntuya vermezlerdi. Bense yılmaz, Bayram Amcayı da beklemeye koyulurdum. Ta ki bayramın ‘şeker-mendil ve harçlık’ ya da babaannemin kapımızın önünü süsleyen ortancalarının önünde en cici kıyafetlerimizle çektirdiğimiz fotoğraf karesi olduğunu –o yaşlarda öyleydi- anlayana kadar.

TRT’nin geçen yıl Ramazan ayı için hazırladığı kısa filmlerden birinde benim gibi “Ramazan Amca” bekleyen küçük bir çocuğun hikâyesini izlediğimde yalnız bana ait bir sır olmaktan çıkmıştı bu anı. Ama zaten o zamanlarda da basit çocukluk yanılsamalarından farklı, bir oyundan fazlasıydı. Ramazan’a dair derin bir hakikatin, 30 güne gizlenmiş özün tadını duyuran ilk deneyimdi. Hayatımın ondan sonrasında da işime yarayacak bir edimin temrinlerine işte böyle başlamıştım.

Bu öz, bu hakikat “bekleyişin” ta kendisiydi. Aklım erdiğinde sahurdan iftara dek sürecek kutsal bir bekleyişte, oruçta, cisme bürünecekti. Çünkü oruç en yalın haliyle sabırla beklemek demekti. Ama bu atıl bir bekleyiş değil, aksine güçlü ve etkili bir eylemdi. Bu yüzden oruçlu kişi kutsal bir amaç için saatlerce özveriyle çalışan bir işçi gibi hürmet görmekteydi.

Mültecinin orucu

Yıllar önce izlediğim bir filmde kuracağı tiyatro salonu için oyuncu keşfine çıkmış bir yönetmen, adayları sınamak için onlardan ‘beklemeyi’ oynamalarını istiyordu. Hem komik hem de trajik halleriyle ‘bekleyen adamın’ taklidini yapan oyuncular aslında bu kavramın seyircideki karşılığının da içini dolduruyordu.

Bahsettiğim yönetmen işgal altındaki Filistin’de, kimilerine göre ihtiyaç listesinin en sonunda bile yer almayacak bir tiyatro salonu için oyuncularını Ürdün, Suriye ve Lübnan'daki mülteci kamplarında aramaktaydı.

“İntizar” adlı 2005 Filistin-Fransa ortak yapımı filmin yönetmeni Rashid Masharawi bir mülteci olarak insanların mülteci sorununu anlaması ve bu sorun üzerine tartışmaların açılması amacıyla gerçekleştirdiği bu anlamlı eyleminin merkezine ‘bekleyiş’ kavramını almıştı.

Mülteci yokluğunun, o mevzisiz savaşın içinde kuşanılacak en yakıcı silah dirençli bir ‘bekleyişti’ şüphesiz. Bu kelimenin bir mültecinin hayatındaki sarsıcı anlamını düşündüğümde, bugün oruç deyince neden tüm bunların aklıma üşüştüğünü de anlıyorum.

Çünkü oruç, elinin altındakilere baktıkça daha çok yayılıp yerleştiğin sahiplik koltuğundan kalkmak, altındaki kuş tüyü minderi kenara çekip taş üstünde oturmaya razı olmak demek. Şehr-i Ramazan ise insana, bir süreliğine dünyaya iltica etmiş ruhunun unuttuğu, bir mülteci gibi bütünüyle mülksüz olma halini ısrarla hatırlatır.

Bu yüzden cennetteki gerçek evini bekler gibi iftarı bekler oruçlu. Filmdeki gibi, çeşitli yüzlerde, türlü hallerde, bazen komik bazen trajik bir bekleyiştir onunki...



zumrut.sonmez@10yazar.com

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

Ayın En Çok Okunanları