"Şehirlerde kurban kesecek yer yok, yer bulsan kesecek adam yok, adam bulsan şimdi o kadar eti ne yapacaksın. Ama son dönem çok rahatız. Gönderiyorsun derneğe kurban parasını, senin adına kesiyorlar. Hatta hangi ülkede istersen o ülkede kesiyorlar. Afrika’dan Amerika’ya kadar organizasyon yapıyorlar. Böyle güzel oldu. Kurbanlık hayvanı arama, bulma, alma derdi yok, kesme, kestikten sonra parçalama derdi yok. Deriyi nereye vereceğim, eti nasıl dağıtacağım, fakiri nasıl bulacağım gibi sıkıntıların da yok. Her şeyi senin adına yapıyorlar. Yani Müslümanlar bu konuda iyi kurumsallaştı. Allah razı olsun."
Bu konuşmayı geçen hafta bir dost meclisinde dinledim. Tam söz bitmişti ki ben de "bazı şeyler kurumsallaşmasa olmaz mı, mesela kurban" deyiverdim. Benimki planlı bir tepki değildi, içimden geldi, söyleyiverdim. Arkadaşımız "kurumsallaşmış kurban" konusunu o kadar güzel anlatmıştı ki, doğrusu gıcıklık yapmak istemezdim. Böyle de olsa, mevzunun sıcak olduğu bayram arifesinde biraz dokundurmakta fayda var.
Acaba yıllar sonra çocuklarımıza kurban bayramını anlatırken mesela şöyle mi diyeceğiz: "Kurban bayramı yaklaşırken, bir bankaya para yatırırız, yardım dernekleri bizim adımıza kurbanı keserler. Arife günü de web sitesinden köyümüzün mezarına girer, seçtiğimiz hocaya, mezarlıkta yatan geçmişlerimiz için Yasin okuturuz. Bayramın ilk günü de mahalle camiinde namaz kılar, sonra da cep telefonundan akraba ve dostlarımıza mesaj çeker, gece yarılarına kadar televizyondan bayram eğlenceleri seyrederiz."
Ne kadar tuhaf.
Bir arkadaşım: "İki kurbanım var. Birini kendim keseceğim. Diğerini bir derneğe bağışlayacağım yurtdışı için… Onu da kessem fazla gelir. Mahallede fakir arasam bulamam, elimde kalır."
Dedim ki, "nasıl fakir bulamazsın, her üç dört aileden biri fakir."
Gayet emin bir ses tonu ile "bulamam, hem nasıl bulayım ki, kocaman şehir, kim kime" dedi.
*
Yardım derneklerinin her biri dünya çapında organizasyonlar gerçekleştiriyor. Yardım etme duygusunu yaygınlaştırıyorlar, birçok dertliye derman oluyorlar, her yerde yara sarıyorlar. Onlarla gurur duymalı ve yardımcı olmalıyız. Ancak yardım dernekleri insanların farz ve vacip ibadetlerinden kaynaklanan zorunlu yardımlarından çok diğer yardımlarına yönelmeliler. Böylece, hayır kaynakları için daha doğru dinamikler oluşacaktır.
Aileler de, çocukları için özel hatıralara ve temel dini duyguların gelişmesine vesilen olan kurban sıcaklığını unutturmamalılar. Bayram sıcaklığını komşuları, arkadaşları ve akrabaları ile paylaşmak için GSM mesajları dışındaki diğer sebepleri de diri tutmalılardırlar. Hiç değilse kurbanlarından birini kendileri kesmeyi, kesemeseler de kesim ortamında bulunmayı ihmal etmemelidirler.
Kurban edilecek bir hayvana dokunmak, onu sevmek, su vermek, kesilirken tekbir getirmek, gözlerini kapatmak, sırtını sıvazlamak… Kesilen kurbanlardan mini paketler (pay) hazırlayarak komşulara götürmek, ‘bu mahallede hangi evde fakir var’ sorusunu sormak ve araştırmak, elde paket sessizce bir kapıyı tıklamak, Allah rızası için kesilen kurban eti vesilesi ile bir sofrada ailecek beraber olmak… Kurban derisini mahallenin camisine veya bir hayır kurumuna vermek, kapıya gelen çocuk misafirlerimize harçlık vermek, şeker tutmak, mendil hediye etmek…
Bunların hepsi ruhumuzu, yüreğimizi, sevgimizi, dostluğumuzu yani insanlığımızı çoğaltan şeyler. Çok uzaklardaki ihtiyaç sahiplerini düşünürken mahalledeki ihtiyaç sahiplerini bulamayacak kadar kurbanı soğuk bir rutine dönüştürmemeliyiz. Komşumuzun çocuğunu, mahallemizin gencini, yanı başımızdaki öksüzü kendi ellerimizle sevindirdiğimiz sürece dünyanın öbür ucundaki yoksulu hatırlayacak ve ona yardım edecek kulluğu yakalayabiliriz.
Bayramınız mübarek olsun.
*
Bu yazı 21.12.2006 tarihinde yayınlanmıştı. Bayram vesilesiyle gözden geçirerek yeniden yayınlanmıştır.